Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Anekdotlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ÇAY SEVENLERE ÖZEL PÜF NOKTALAR

    Kimse inkar etmesin iş hayatının getirilerinden bir tanesi de çay !! Günde kaç bardak çay içiyorsunuz? -Ben 3-4 bardak içiyorum- Yine iyi bir ortalama. 10 bardak içenleri biliyoruz. Peki içtiğiniz çay lezzetli mi ? -İş yoğunluğundan içtiğim çayın lezzetini düşünemiyorum- ( bir kere keyifli değil ki lezzetli olsun)    diye cevap verenleri duydum !! Ama evde çay içiyorsam o çayı keyfim için içiyorum.    Bir Karadeniz-li olarak 25 yıldır çayı yanlış demlemişim!    Şimdi gelelim çay demlemenin püf noktalarına .. 1. Çay demlerken kaynayan suyun üstüne çayı koymamalıyız, yoksa çay yanar ve tadı buruklaşır. Çayı yakmadan paketlemek de bi o kadar zor oluyormuş. Bundan dolayı aynı markanın her paketindeki çayın tadı bir olmuyormuş. 2. Su kaynadıktan sonra suyu çayın üstüne hemencecik dökmüyoruz. Bu işlem de çayı yakar. Su 90 dereceye düşüne kadar bekleyip ondan sonra çayı demliyoruz. 3. Çayı demledikten 30 dakika sonra ç...

"NE OKUSAM MI" dediniz ?

   Yaz aylarında kışa göre daha çok kitap okuduğumu itiraf etmeliyim. Hazır kitap okuma iştahım açılmışken okumak istediğim kitapları sıraya dizdim. Mesela Tutunamayanlar - Oğuz Atay , Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez, Madde 22 - Joseph Heller  ..    Malesef yine bu kitaplar sıraya girmekle kaldılar. Ben ise üç adet birbirinden güzel kitap bitirdim ve dördüncüye başladım . Tabii yaz başı heveslendiğim kitaplar değiller. Neden böyle? Planlayınca olmadığı gibi okunmuyor da.   Önereceğim kitapların burada uzun uzun karakterlerinden veya konusundan bahsetmeyeceğim. Neden okunulması gerektiğine belki değineceğim. Elinize aldığınızda pişman olmayacağınız kitaplar. Ele kitap alınınca pişman olunmuyor aslında da bazen ele yapışıyor ya bunlar onlardan değil, onu diyorum. Kızıl Nehirler - Jean-Christophe Grange  Gerilim türünde Stephen King'ten sonra en sevdiğim yazar oldu. Kitap resmen bir solukta okunacak cinsten. Merakla diğer sayf...

Antalya'da ne var ne yok?

  Şahane bir tatilin ardından geçtim mi yine bilgisayarımın başına. Yine aynı tas aynı hamam oldu. Ama güzel geçen bi haftanın sakinliği, huzuru, mutluluğu özellikle denizin kokusu hala içimde duruyor, orası ayrı.    Antalya'yı bilen bilmeyen hepiniz buraya. Öncelikle en beğendiğim plajlarından bahsedeceğim. Siz benim gibi dolanıp durmayın, sıcakta en güzel en rahat neresiymiş öğrenin hemencik . İlk gittiğim yer ; KEMER- AYIŞIĞI PLAJI Bu fotoğraf ayışığı plajının üstünde Antalya'nın eski köy evlerinin benzerlerinin olduğu turistik gözleme evleri gibi bir yer var tam oradan çekilmiş. Ben çekmedim evet bu plaja gittiğimde makinem yanımda değildi . Her neyse. Minik bir video oluşturdum oradayken bi göz atabilirsiniz. Gelelim ayrıntılara, plajın üst kısmında  böyle orta boylarda kaydırağı olan bir havuz vardı. Hatta havuz kısmında müzikler daha iyiydi. Ve şunu fark ettim, plajlarda nargile bulunması Antalyada baya yaygın. Biz hangi...

Bi kedim olsun istiyorum! Ben kedinin olayım ya da.

      Eğer bir kedim olsaydı, evin  kapısından içeri girer girmez ayaklarıma dolansın isterdim. En çokta beni sevsin isterdim. Cam önü kedisi değil de kucak kedisi olsun isterdim. Sürekli de uyumasın öyle. İple oynasın, koltukları tırmalasın. Tezgahlara çıkmasın ama. Tertipli olsun. Hiç tıslamasın da yan yan zıplasın ne güzel di mi :) Ay alt tarafı kedi nasıl istiyorsa öyle olsun, ama olsun bence. Adı şey olsun şey şey. Şey işte.. O kadar Şey.

Sonum Hayrolsun !

Orada zaman başka gibi sanki biraz duruyor gibi her şeyin acısını oradan çıkacakmışım gibi hiç çıkmak istemiyorum gibi bırakmayacağım bu sefer! * Her şeyden çabuk sıkılma hastalığının bir adı var mıdır ?  - Dikkat eksiliği - Benim hayatımı mahveden şeyin bu kadar basit bir açıklaması olmamalı. 24 yıldır mütemadiyen başladığım her şeyin ortasında hevesim kaçıyor, sıkılıyorum. Sabırsızım Andy, hemen olsun istiyorum. Fluluk sevmiyorum. Şimdi de planlar yaptım, hedefler koydum. Kendime inandım. Bu laneti kıracağım.  FAKAT! Sadece zaman geçsin bir an önce olsun istiyorum. Sabırsızım. Hadi!

YTÜ, Yıldız Kampüsü'ndeki Varlığını Sürdürsün

YTÜ, Yıldız Kampüsü'ndeki Varlığını Sürdürsün 7.500 hedefine ulaşmak için 1.873 imza daha gerekiyor   İMZALAMAK İÇİN 1911'den beri ülkemiz ve dünya için faydalı bireyler yetiştiren Yıldız Teknik Üniversitesi, adını aldığı Yıldız bölgesinden taşınmamalı. 21 Mayıs 2015 tarihinde, Cumhurbaşkanı'nın ATV'de katıldığı yayında okulumuzun da içinde bulunduğu bölgenin cumhurbaşkanlığına verilmesiyle ilgili şeyler söylendi. Teknolojik ihtiyaç gerektirmeyen fakültelerin bile Davutpaşa'ya taşınmış/taşınıyor olması bu söylenenleri destekler nitelikte. Örneğin Sanat ve Tasarım Fakültesi geçtiğimiz yıllarda Davutpaşa'ya taşınmıştı. 2015 itibariyle de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Davutpaşa'ya taşınacak. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, yüksek teknoloji gerektiren laboratuvarlarda eğitim yapmıyor. Bu yüzden taşınması anlamsız. Örneğin Elektronik Fakültesi'nin taşınması makul sebeplerle açıklanabilir. Bu tip sebepler İİBF ve Sanat ve Tasa...

Nerede Kalmıştık ?

Nerede Kalmıştık ?  Önceki yazımda bahsettiğim Biruni olayını sizlere anlatacağım. Şok şok!!! Gerçekten böyle şeylerle karşılaşacağım aklımın ucuna dahi gelmezdi.    Yazımda gerçek düşüncelerimi, hislerimi yumuşatarak aktaracağım. Yoksa bildiğiniz gibi değil çok sert şeyler yazabilirim.    Uzatıp dolandırmadan  Biruni Üniversitesi'nde  yaşadığımız talihsizliği anlatayım. Öncelikle bu VAKIF üniversitesinden bahsedelim. Üniversitenin ne amaçlarla ne umutlarla kurulduğunu bilemiyorum. Fakat kendilerine seçtikleri müdürlerini pek iyi seçemediklerini biliyorum. Üniversitesini ticarethane olarak gören bir müdür, hem de "Profesör" ünvanlı bir müdür..  Sağlık Meslek Yüksek Okulu müdürlerinden bahsediyorum.  Olay Şöyle; Mezun olacağımı buralarda davul zurna çala çala söyledim. Şimdi de lisansüstü eğitimim için kollarımı sıvadım. Okulları , okulların programlarını, ücretlerini kısacası her şeyini araştırmaya başladım. Bu sır...

Sevgili Evren!!! Tersim döndü.

Sevgili Evren, Biliyorum beni çok seversin, gönderdiğin mesajları anında görür, bahsi yükseltirim, didişir dururuz. Ancak bu aralar bana bir işaret gönder dediğim her seferinde abuk sabuk şeyler yapıyorsun. Rica ediyorum bir şey diyeceksen yüzüme söyle. Artık imalardan hoşlanmıyorum. Hakkını yemek istemem. Yumurta tokuşturma da hiç kaybetmedim. Ne zaman kafadan bir şık sallasam tutturdum. Kuş hep yanımda olanın üstüne pisledi. İndirimde en güzel parçaları ben yakaladım. Aklıma gelmeyen daha bir sürü şey içinde teşekkür ederim sana.( inanın şu an şarjım pat diye bitti. Ne oluyoo evren??) .  Ben böyle şanssızlık görmedim yalnız. İlkleri yaşıyorum. Oh oluyor bana değil mi ? Size bir dün geceden şimdiye kadar yaşadıklarımı  durun anlatıyım. Dün gece saat 23.03 ' te sehpadaki kumandaya uzanma suretiyle bilgisayarımı koltuğun üzerinden düşürdüm. Patta da putta da düştü. Açtığımda ise ( ne siz sorun ne ben söyleyim) ekranda bir bozulma, çizgiler. EhE yandık m...

Sohbet etmeye devam .

Arkadaşlar öncelikle bir şeyi açığa kavuşturmalıyım. Geçenlerde bahsettiğim gittigidiyor.com rezaleti ile alakalı. Beni kandırmaya çalışan sahtekar satıcıya ürününü iade ettikten sonra param hesabıma aynen iade edildi. Olması gerektiği gibi. Sonrasında hiçbir sorunla karşılaşmadım anlayacağınız. Buradan gittigidiyor.com ailesine teşekkür ederim.Şunu da eklemeden geçemeyeceğim bir iletişim numarası mı mail adresi mi bir şeyler eklesinler. Kendilerine ulaşım imkansız. Neyse dikkat edin, öyle fotoğraflarda göründüğü gibi olmuyormuş.. Bunu açıkladıktan sonra içimin rahatlığıyla yazıma devam edebilirim.  Vizelerimin beni sıkıştırmasıyla beraber kısmen de olsa yaşam hakkım elimden alınmış bulunuyor arkadaşlar. Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. He.. şu vize haftası klasiği değil bu yaşadığım baya baya bunalımlı günler. İstediğim gibi işlerime konsantre olamıyorum. Demekki geçmiş yıllarda bu kadar işim gücüm yokmuş. Vizeler hiç bu kadar yüklenmemişti omuzlarıma. Mezun olmadan bu...

Huzur Kaçıran Anlamsız Objeler

komodin insanın asabını bozar mı hiç? bozabilir.  hatta tam olarak şöyle gerçekleşir objelerin insanın huzurunu kaçırması:  muhtemelen hazırlıksız yakalanırsınız. yani o esnada acayip boş bir şeyle meşgulsünüzdür. bir diğer ihtimal de, ne bileyim çalışıyor olabilirsiniz mesela. psikoloji dünyası bunu algıda seçicilik ile açıklar eminim. ama huzurun kaçmasını açıklayamazlar.  birden gözün takılır. ama o kadar aniden ki. hayır işin tuhafı o obje, -bu durumda komodin- bin yıldır orada durur. ve sen bin yıldır o komodinin karşısında oturursun. bir an bir şey olur. ve gözün komodine takılır. sanki ilk kez görüyormuşçasına bakmaya başlarsın komodine. sanırsın büyücüler onu hop diye oraya atıp kaçmışlar, öyle şaşırırsın.  ve o komodin, bir anda içine yumru gibi oturur. hiç anımsamaman gereken bir diyalog gelir aklına. nereden de görmüşsündür ki şimdi? sinir sinir sana bakar komodin. “ha-ha” der, “hatırladın mı beni canım?” sen ise, komodine karşı 1-0 ...

Dediler ki? Şu iki soruyu sor kendine… Ben kimim? Ve niye geldim? -Bildin mi?

Değil düşünecek yazı yazacak halim yok . Epeyce yoruldum. Bacaklarım nasıl ağrıyor , nasıl anlatsam acaba . Sanırım damarlarımın titrediğini hissediyorum. Bu cümle durumu anlattı bence. AMA azim işte bu !! Blog sayfamda yazı yayınlayamayacaksam neden buradayım değil mi? Kalan son enerjim ile ( Abartmıyorum şu an yataktayım saat 21:31 uyumadan önceki 35. dakikamdayım, kucağıma aldım bilgisayarı yazıyorum. Makyajımı bile çıkaramadım siz düşünün gerisini) yazıyorum. Aslında kaç gündür yazmak istediğim tek bir konu var aklımda dönüp duran. 70-80 yaşlarındaki kavanoz dipli gözlüklere sahip olan yaşlı amcam.. (telefon çalıyor ..  tam yazıcam çalıyor, çalıyor .. Kapadık. Sonunda devam edebileceğim.. ) Amcamı ( amcam dicem yazı boyunca ama gerçek amcam değil bittabi) metrobüs durağında dolu  geçen otobüslere üzgün üzgün bakarken gördüm. İçim burkuldu. Belki yaşlılıktan yüz ifadesi üzgün bir şekil almıştır, bilemiyorum. Belki başına gelecekleri tahmin etmişt...

Unutmak konusunda garantili yazı..

Bazen her şey üst üste gelir, tek istediğiniz ‘durmak’tır. Sadece ‘durmak’. ‘Durmak’ fiilini başarıyla yerine getirmek. Yatağınıza uzanıp durmak… Hepsi bu. Eğer yatağınıza yattığınızda ve duvara yüzünüzü döndüğünüzde, döndüğünüz duvar plastik boya dediğimiz mevhumla boyanmışsa ciltte çıkan siyah noktalara benzeyen bir dolu nokta vardır. Sadece durmak istediğinde o duvara dön. (Kusura bakma, sana ‘sen’ diyorum. Eee, bir samimiyet oldu tabi; yazılar yorumlar filan.) O noktalarla oynanabilecek onlarca oyun arasından kendi oyununu seç. Listede bana uygun en favori oyun ‘nokta birleştirmece’ idi. Di’li geçmiş zaman çünkü o duvarlar kalmadı yattığım hiçbir yatağın döndüğüm hiçbir tarafında. Nokta birleştirmece, ismi gibi işte. O noktaların birleştiğini düşünüp şekiller yaratma oyunu. Öylece saatler geçirebilirim, hiç sıkılmadan. Hatta günler belki de… Öyle rahatlatır ki beni… Öylece durmak ve noktalardan şekiller yapmak, beğenmediğimde kafamdaki süngerle hepsini silip yeniden başlamak....

Biraz Sohbet

Artık planlı programlı bir blogger olma zamanı gelmiş. Böyle giderse iflas bayrağını çekeceğim. Yazacak konu üretememeye başladım.  Yeni bir başlık eklemeyi düşünüyorum . ASTROLOJİ ne dersiniz? Çalışmalara hemen başlamam gerekiyor.  * Bu arada bildiğiniz üzere çekiliş için yaptığım anket bitti. Sonuç olarak "kitap(roman) ve mum" hediyesi seçildi. Sizlere bir adet Haruki Murakami kitabı hediye etmek istiyorum ve bir adet Sabahattin Ali. Çok değerli yazarlar. Yanı sıra mum seçimimde oldukça kolay oldu . Bath&body Works  markasının Farmstand Apple kavanoz mumu . Çok güzel kokuyor böyle tatlı tatlı elma .. Çekilişi yarın başlatacağım. Bakalım Şanslı takipçim kim olacak çok merak ediyorum. * Bu günlerde derslerime yoğunlaşmam gerekiyor. Son sınıf öğrencisi olduğumdan mıdır, yoksa huyum mu böyle bilinmez. Hiç ders çalışmak istemiyorum. Oldukça da zor derslerim var bu dönem. Hıı bir de tez yazıcam. Sıkıntı üstüne sıkıntı aslında ama halle...

Gittigidiyor.com Rezaleti -Vay Arkadaş!

Unutulmayacak günler yaşıyoruz. Hepimiz oldukça üzgünüz, biliyorum. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Aslına bakarsanız söyleyeceklerim var hem de neler neler söyleyebilirim. Fakat gelin görün ki halim kalmadı. Kalbimde öyle bir ağırlık var ki sormayın. Sizlerin de öyle mi? Madem konuşamıyorum öyleyse gündemi bir kenara bırakalım. Gelin sizlere dolandırılmanın kıyısından nasıl döndüğümden bahsedeyim. Aslına bakarsanız böyle tuzaklara düşen biri olmadığımı düşünüyordum. Sonuç olarak insanız işte ne yapalım. Nike Air Force ayakkabıları bilirsiniz. Epey meşhur şimdilerde . Dedim ben de bir çift istiyorum. Aradım taradım hiçbir mağazada buladım. Koskoca İstanbul'da hiçbir yerde kalmamış inanır mısınız?. -İnanın yok yani yok. ( en azından benim numaram yok) -38 ve 39 numarasını görmüştüm. Ayrıntıları boş verelim. Gelelim ben nasıl dolandırılmanın kıyısından döndüm ? Dedim madem mağazalarda yok , neden internetten almıyorum? - Aha şahane fikir.! Bakındım, ettim. Sonunda...

Günaydın

Dünle vedalaşmamız alelacele oldu. Bugüne yetişmek adına arkama bakmadan uzaklaştım. Dün ne güzelmiş, eteklerinde güneş ışığı varmış meğer. Bugün pencerede asılı duran yağmuru görünce çok üzüldüm; dünü kaybettiğim için. -Günaydın.

Etrafta huzur bulacak çok şey var kafamın içinde de olsa ya…

planladığın şeylerin tepetaklak olması 'şöyle olmasa şimdi böyleydi' düşüncesi hep aynı konuda benim üzerime espriler yapılması iyilikler yaptıktan sonra hep yanılmış olduğumu görmek herkesin geyik yapması herkesin çok ciddi konuşması yıllardır kilomdan şikayet ediyor olmam aynı anda olmak istediğim farklı yerler ve benim PC başında olmam ben bir derdimi anlatayım diye gördüğüm insanların benden daha dertli olması yeni dinleyecek güzel şarkılar bulamamam istediğim gibi yazacağım bir konu olmaması sevdiğim arkadaşlarımın başka şehirlere gidecek olması en güzel şarkıyı dinleyerek yürürken gördüğüm polis öbeği gece yarısı kavga etmeye başlayan üst komşularım sadece egolarıyla hareket eden insanlar 'üniversite kafası' yorumu sürekli şikayet eden insanlar özlediğim bişiler, birileri taşınma fikri trafik deprem olasılığı  ve dahasına  rağmen çıldırmıcam!

Ne diyorduk? -Aşktan bahsediyorduk.

Bazı insanlara aşk yaramıyor.  Bazıları çok çirkin yaşıyor hissettiklerini. Ne susuyor; ne konuşuyor sanki kusuyor bazıları. Dedim ya, çirkinleşiyor. Sanki kendine beş beden büyük elbise giymiş gibi abes bir hale bürünüyor. Hop oturup hop kalkan yüreğine inat köşede sus pus oturur gibi. Sanki bir başkasına her saniye anlatınca güzel olacakmış gibi. Anlattıkça olan biten anlam kazanacakmış gibi.  Aşkın da her hali güzel değil. Tanımadığın birine aşık olmak mesela. Gün geçtikçe onu bir parçanmış gibi sahiplenmek.  Karşılık almaya başladığında hayal kırıklığına uğramak.. Çünkü sen o’na bi’ hayat biçtin, ner’den bilebilirdin ki üzerine uymayacağını? Dar ya da  bol geleceğini… Bize sevgiyle yapılan her şeyin, en mükemmel olduğu öğretilmedi mi? Peki neden uymadı tüm bunlar o’na şimdi? İşte tam burada aşk sarpa sarıp duyguları karıştırıyor. Ne bileyim dedim ya aşkın her hali güzel değil işte. Herkeste güzel değil aşk. Düşünüyorum da insanlar bunca benci...