Ana içeriğe atla

KİTAP


  Merhabalar, bugün dünyanın her kesimindeki insanları sarsan bir yazar ve onun kitabına yer vermek istiyorum. Eminim duymayan, okumayan, kütüphanesinde yer vermeyen kalmamıştır. Bütün kitapları övgüler aldı. Eee okumayanlar artık sizlerde bir göz atın..

(Yazının bu kısmı alıntıdır.)


Yaran varsa, kazıyacaksın

Murakami, şehir yaşamında yalnız bir adamı odağına yerleştiriyor ama, insanın kendini yalnızlaştırmakta  ne kadar usta olabileceğini de ince ince işliyor.

Ona “yeni Kafka” diyorlar. Kitapları çıktığı gün Londra’dan New York’a kitabevleri önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Haruki Murakami’nin yeni eseri tüm dünyada çıktı ve yine aynı etkiyi yarattı.


Murakami’nin yeni romanı nihayet Türkçe. Romanın kahramanı; 30'larında amaçsız bir adam olan Tsukuru Tazaki ve Tazaki, kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk ise klasik ama renksizlik içinde renkleri bulduğumuz bir Murakami romanına dönüşüyor.


Renksiz Tsukuru ölmek istiyor

“Tsukuru Tazaki, üniversite ikinci sınıftayken temmuz ayından ertesi senenin ocak ayına kadar neredeyse sadece ölmeyi düşünerek yaşadı (…) Tsukuru Tazaki’nin ölüm düşüncesine kendini böylesine güçlü bir şekilde kaptırmasının nedeni açıktı. Bir gün en yakın dört arkadaşı, 'Biz artık seni görmek, seninle konuşmak istemiyoruz' deyivermişlerdi. Doğrudan, ödün vermez bir şekilde, birdenbire. Bir de, böylesine sert bir şekilde ilan edilen bu karara neden maruz kaldığına dair tek bir açıklama bile yapmamışlardı. O da sormaya cesaret edememişti…”
İşte böyle başlıyor Haruki Murakami’nin yine olay yaratan, yine metrelerce okurun satın almak için kuyruklar oluşturduğu, İngiltere’de kapağının Kraliyet Opera Binası ve Tate Modern'in devasa bacasına yansıtıldığı, milyon satan kitabı Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları.


MURAKAMİ ÇILGINLIĞI

Bir yılı aşkın süredir Murakami’nin yeni romanının dünyada yarattığı, yukarıda pek azını saydığım tuhaf olayları izliyorduk. Kitap nihayet Türkçede. Tabii bizde uzun kuyruklar falan olmadı. Bu bir eksiklik değil. Türkiye’de de hatırı sayılır ama dünya standartlarına göre daha sakin bir okur kitlesi var Murakami’nin. İngilizcesinden okuma şansına erişenler henüz okumayanlara ballandıra ballandıra anlattığında anca iç geçirebildik aylarca. Dünyadaki çılgınlığı izlerken sormamak elde değil; ne oluyor? 
Hele ki bir de her yıl bahisçilerin de kışkırtmasıyla Murakami Nobel Edebiyat Ödülü’nü ha aldı ha alacak diye hop oturup hop kalkıyoruz. Murakami’yi bilemeyiz ama dünyadaki yayıncıları çıldırmış durumda. Sabaha karşı kitap kuyruğunda bekleyen Murakami okurlarına kahvaltı verenler bile varmış. Burada yani Türkiye’de böyle bir şey olsa sanırım deliler gibi “pazarlama, ticaret vb.” diye yazıp dururuz. Yalnız tuhaf bir şey var, bu kadar pazarlama oyunlarına rağmen insan şunu düşünüyor; Murakami’nin buna ihtiyacı var mı ki? Üstelik Murakami öyle medyaya sürekli röportajlar veren, kendini gösteren, poz veren bir yazar da değil. Sanki Murakami başka bir evrende, dünyadaki yayıncıları başka… Olsun, ne yapalım!




Haydi kitapçılara gidin bu çılgınlığa sizlerde ortak olun. Olmadı ben sizlere ödünç verebilirim :)

www.idefix.com adresine bakmanızı tavsiye ederim her zaman daha hesaplı oluyor








Yorumlar

  1. Hayırlı olsun blogun canım. Seni takibe aldım bile. Blogun çok hoş ayrıca tasarımı beğendim...

    YanıtlaSil
  2. Bide bu instagramı nasıl koydun yan tarafa bana mail atar mısın ozen64@yahoo.com

    YanıtlaSil
  3. Değil bu yazarı, daha önce Japon herhangi bir yazarın kitabını okumadığımı fark ettim. Ancak yazarın methini çok duymuştum, özellikle "İmkansızın Şarkısı" nı. En kısa zamanda okumaya başlayacağım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kitabını ben de çok merak ediyorum :):)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Temiz İçerikli Ürünlere Mer'aba (!)

Merhaba sevgili Heranyegane okuyucuları :)

 Bugün sizlere faydalı olacağını düşündüğüm bir konu ile karşınızdayım. Tüm hemcinslerimin derdi ileriki yaşlarda daha iyi görünmek değil mi? İleride bile değil her an hatta şimdi , şu an iyi görünmek!! !!!

" Bu yüzünden de en iyi yatırım cildinize yaptığınız yatırım "  diyorum ben :)

  Özellikle 40'lı yaşlarda cildimizin çok daha iyi görünmesi için şimdiden hem beslenmemize hem kullandığımız ürünlere dikkat etmemiz gerekiyor. Spora vs. hiç girmiyorum bile. Kızlar işimiz çok zor onu biliyoruz di mi? İyi veya sağlıklı olmak hiç kolay değil. Ben şahsen sadece 1 gün boyunca %100 sağlıklı beslenebiliyorum.  Da-ya-na-mı-yo-rum! Neyse bunları geçelim.

  Artık dönem içeriği temiz ürünler kullanma dönemi. Sheido, Clarins, Bobbibrown, Lacome vs. gibi kozmetik firmalarının cilt bakımı ürünlerinden uzak durma vakti. Gelelim temiz içerikli ürün dediğimiz zaman aklımıza gelen ilk sorulara..


Peki diğer markalar kadar etkililer mi? 

Temiz içe…

NİKE & ADİDAS ' ın Kıyasıya Rekabeti

Sonunda buradayım.
Özgür olmayı, sevdiğim şeylere vakit ayırmayı inanılmaz özledim.
Hem de çevremden blog sayfam ile ilgili güzel sözler duydum da geldim.
Bu durum beni çok mutlu ediyor.

Sizler için bahara uygun bir konu seçtim bugün. Geri dönüşüm muhteşem olsun dedim. (Kulaklarımda filmlerdeki kötü karakter kahkahası yankılandı.) Biraz saçmalayabilirim, çünkü vize haftasından yeni çıktım tadını çıkarıyorum. Ayrıca saçmalamayı severim.

Sizce alışveriş merkezine girdiğimde ilk hangi mağazaya uğruyorumdur? -Sephora mı?- Çok fena yanıldınız.

*Foot Locker !! *
- Acaba Nike Air Force geldi mi?
 -HAYIR!! GELMEöÖEÖDDİİÖOÖOİİ!! diyen satıcılarla muhatap oluyorum.
1 aydır derin üzüntüyle çıkıyorum o mağazadan.
Ayrıca sıcak günler için rahatsız bir ayakkabıymış, hava almıyormuş diyerek kendimi kandırdım. (ki gerçekten öyleymiş **.)

Merak edenler için görseli ;


Uzun modeli de var fakat benim tercih değiller. ( Türkçeme alkış istiyorum, bilerek düzeltmedim.)

İşte bu Nike Air Force ayakkabılar yo…

ÇAĞRI BARAN ' A

Uzun zamandır yayınlayabilmek için bir konu bulamamaktan yakınıyordum.

Aklıma bir şey geliyor boş sayfanın karşısına geçiyordum sonra bir şey oluyordu, vazgeçiyordum.

Araştırma yapmaya başlıyordum, sonra yine vazgeçiyordum.

Kısacası iyice kopmuş gitmiştim. Bu sayfaya geri dönmeyecektim.


...

Gel gelelim 25 yıllık hayatımın en büyük acısını yaşıyorum.

O artık aramızda  değil. Bunu kabullensem bile. Bir şeylerin bitmiş olmasını kabul edemiyorum.
Demek istediğim anılar,hisler.. hiç yaşanmamış gibi bitmiş olamaz...
Bunların yok olmasını kabul edemiyorum.

Uzun zamandır konuşmuyor olmamızı kaldıramıyorum.
Eksildim.
Çok özlüyorum..

Keşkelerim çok fazla.


Arkadaşım desem az kalır, yanlış olur biliyorum.
Şöyle ifade edebilirim.

"Yanındayken şımarık bir kız çocuğu olabiliyordum. Aynı sıraları paylaştık . Hocalardan benim yüzümden az mı eksiler aldı. "Çağrı konuşma" dediklerinde "ben değil Özge konuştu" hiç demedi. Birbirimizle hep uğraştık. Eşek göz derdi bana. Ben sinir…