Ana içeriğe atla

Severim ben her türlü Uyku'yu

“Bana olan şeyler herkese oluyor mu?” diye merak ediyorum gerçekten. Yani gördüğüm rüyaları, beynimden bizim evdeki eski televizyona kablo çekip izletmek istiyorum insanlara. O kadar ilginç yerler giriyor ki rüyalarıma, yönetmen ve senarist olmaktan gurur duyuyorum uyandığım an. Bir nevi kasetçalar olasım var arada sırada. Bir de şöyle oluyor sık sık; eğlenceli olsa da sonrası çileli oluyor. Çünkü “geç kalmak” ve “acele etmek” fiilleri çok sık yaşandığında mide bulantısına dönüşüyor bünyede. Hep yetişecek bir yerler var hayat kaçıp giderken…

Telefonumun alarmı çalmaya başlıyor. Jim Sturgess’ın en az kendi kadar şirin sesinden bir The Beatles parçası “I’ve Just Seen a Face” çalmaya başlıyor sabah saat sekiz sularında. Gerindikten sonra kalkıyor, yüzümü yıkıyor, dişlerimi fırçalıyorum. Ne giysem diye dolabımın kapağını açıyorum, aman Allah’ım. Hemencecik hazırlanıyorum ve dışarıdayım. Hızlı hızlı yürüyor, sonra metrobüse biniyorum. Metrobüs hareket ediyor. “Bugün her şey ne kadar hızlı oluyor.” dememe kalmıyor ki “I’ve just seen a face, I can’t forget the time or place” gözlerimi bir açıyorum, yataktayım. Lanet olsun! Sinirlendiğim için erteliyorum saati ve 10 dakika sonra yine aynı şarkı. Yani rüyamda her şeyi yapmışım, yola koyulmuşum, sonra sil baştan. Emek veriyoruz ama ya! Yorganımın içinde kocaman bir dünya var. Yatağımın tam ortasında. Orada yaşayabilir, orda eğlenebilir, orda gülebilir, yastığım ıslanana kadar ağlayabilirim. Bana olan şeyler herkese oluyor mu; merak ediyordum. Oluyormuş galiba. Oran Lavie isimli Tel Aviv kökenli ağabeyimiz, güzel şarkısı ve pek sevdiğim klibi ile beni yanıtladı ta uzaklardan. Kendisi aynı zamanda oyun yönetmeniymiş; bir albümü var, adı da  “The Opposite Side of the Sea”. Albümün adını taşıyan şarkıyı dinlerken gözlerinizi kapatmak suretiyle güzel şeyler düşünürseniz kendi müzikalinizi yaratmış olabilirsiniz. Haberiniz ola! Ama benim klibini pek beğendiğim, prodüksiyonda her türlü masraftan kaçınılmış olan, fikri şahane bulduğun klibin şarkısı “Her Morning Elegance”; güneş yüzüne vurarak sabun kokulu beyaz çarşaflarda uyumayı seven canlara armağan olsun!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk çekilişi baş-la-tı-yo-rum..

Şunun sevimliliğini görüyor musunuz? Bu tatlı mı tatlı panda ile birlikte mutlulukla  ilk çekilişimi başlatıyoruzzzz.. . Kaç tane çekilişe katıldım vallahi sayamadım. Hiç birini kazanamadım. Ama çekilişin açıklanacağı anı beklemek ve açıklanan isme bakmak epey heyecanlı oluyor. Kazanamamış olsam bile ben bu heyecanı seviyorum. Sizler için yeni bir heyecan başlatıyorum aslında bu süreçte ben daha çok heyecanlı olucam, biliyorum. Mazur görün. Tekrar belirteyim, anket sonucuna göre seçtim hediyeleri. Katılım için de ayrıca teşekkür ederim herkese. Heranyegane'nin ilk çekilişi!! Bence katılın millet. Heranyegane ismini nasıl bulduğumu da anlatıcam sizlere. Arada böyle sohbet yazıları yazıyorum ya onların arasına sıkıştıracağım. HEDİYELER Görsellerini de bu şekilde eklemiş oldum. Umarım kazanan kişi severek okur ve kitabını okurken mum odasına hoş bir hava katar.  * Ayrıca çekilişime minik bir kozmetik kutusu ekleyeceğim. Herkesin gönlü ol...

ZAYIFLAMANIN EN KOLAY YOLLARI

Biz kızlar hayatımızın belki de %80'inde diyetteyiz öyle değil mi? Aslında diyet yapmadan sadece ufak detaylara dikkat ederek zayıflamak ve zayıf kalmak mümkün  Önce sağlığımız için sonra fazla kilolardan kurtulmak için - fast food'u - minimum a indirmek önemli! o çok sevdiğimiz cipsler, asitli ve çok şekerli içecekler... önce minimuma iniyor. sonra vedalaşıyoruz. 2. kural ise ben su içemiyorum demek yok! bol bol su içeceğiz. Vücudumuzu içeriden de temizlememiz gerekiyor. Su içmek metabolizmamızı da hızlandıracak günde 2-3 litre tüketmemiz gerekiyor. *Suyunuzun içine limon, tarçın, elma katarak içimini kolay hale de getirebilirsiniz. Ayrıca yeşil çay da içerek metabolizma hızınızı arttırabilirsiniz. Gelelim yaptığımız diğer basit bir hataya; hızlı yemek yemek ve çiğnemeden lokmaları yutmak. -Fark etmeden çok hızlı yemek yiyoruz. Onun yerine tatlı tatlı çiğneyerek, yemeğin tadını alarak yemek yersek midemiz mutlu olur ve yediklerimizin sindirimi daha kolay olacağın...

Gerçek buz gibi*

"....Duygularımızı yalnız ölümün uyandırdığına dikkat ettiniz mi? Bizden yeni ayrılmış dostlarımızı ne kadar severiz, değil mi? Ağızları toprakla dolup hiç konuşmaz olmuş hocalarımıza ne kadar hayranızdır! Saygı o zaman çok doğal olarak gelir, belki de tüm yaşamları boyunca bizden bekledikleri o saygı. Ama biliyor musunuz niçin ölülere karşı hep dürüst ve daha cömertizdir? Nedeni basittir! Onlara karşı bir yükümlülüğümüz yoktur. Özgür bırakır bizi onlar, zamanımızı rahatça kullanabiliriz, saygıyı boş zamanlarımızda kokteylle sevimli bir metres arasına koyabiliriz. Bizi bir şeye yükümlü kılarlarsa, belleğe yükümlü kılar onlar, bizimse belleğimiz zayıftır. dostlarımızda sevdiğimiz, taze ölüdür, acılı ölü, heyecanımız, eninde sonunda kendimizdir! "  Bu satırlarında acımasız gerçeği buz gibi yüzümüze vurmuş Albert CAMUS - Düşüş adlı eserinde. Kanım dondu okurken. Sahi ölülere olan bu saygımız nereden geliyor, dirisine saygımız yokken? Haksızlığa uğramış bir insanın hakkını ölü...