Ana içeriğe atla

Yeme-İçme-Eğlence




Uzak Doğu Mutfağı

Çıtır ördekler,tatlı ekşili tavuklar, suşiler... Canınız Uzak Doğu Mutfağı'ndan lezzetler mi çekti ? Buyurun.

Suşi benim için ayrı bir zevk.  Yerken gerçekten çok mutlu oluyorum. Bayılmak bu olsa gerek. Ön yargısı olan, beğenmeyen hatta beğenip bünyesi kabul etmeyen bir sürü arkadaşım var.
Eger bunyesi kabul etmeyenlerden degilseniz, sizlere uzak dogu mutfağını sevdirmeye çalışıcam. Bir iki öneri ile başlayalım.


SUSHİMOTO



Suşisevenlerin gözdelerinden. 'Sushimoto style' adıyla sade bir stilleri ve spesiyal soslarıyla yarattıkları füzyon lezzetlerle karakteristik bir yaklaşımları var.

Fatih Sultan Mehmet Mah. Bilgi Sokak No:26 Etiler/Armutlu


ZUMA


Geneksel Izakaya tarzını yansıtıyor. Gerçek japon lezzetlerini İstanbul'a taşıyor.

Salhane sokak No:7 Ortaköy



HAI SUSHİ






Sushi sevenlerin en popüler mekanlarından biri. Beş farklı tarzda suşi tadabiliyorsunuz. Favoriler ise Alaska roll ve ebi ten maki, sake

Fenerbahçe mah. kalamış marina Kadıköy

*

Bu kadar tavsiyeden sonra birazcık suşinin derinlerine inmeye ne dersiniz?


ÜÇ SOSLA SERVİS EDİLİR
 Çoğunlukla, suşilerin kötü koktuğuna inanılıyor. Aksine, özellikle deniz kokusunu seviyorsanız; suşi kokusuna da hemen alışabilirsiniz. Suşinin yapımı kadar, yeme şekli de çok önemli. Peki, suşi yemenin incelikleri nelerdir? Suşi; üç olmazsa olmaz malzemeyle birlikte servis edilir. Bunlar; wasabi, soya sosu ve gari'dir. 
WASABI: Japon bayır turbu ve baharatlardan elde edilen wasabi; çok acı bir sos. Hazırlandıktan 15 dakika sonra aromasını yitiriyor. Wasabi ile uyum sağlayan en güzel tat ise soya sosu. Wasabi'nin orijinal Japon turbu ile yapılanı makbul ancak farklı turp çeşitleriyle de yapılabiliyor. Wasabi'nin; kanser, astım ve alerjik hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. 
GARI: Pembemsi renkli ve hafif tatlımsı tadıyla gari (zencefil kökü turşusu); garnitür olarak yenir ve suşinin lezzetini tamamlar. Gari'nin en önemli özelliği, farklı suşi çeşitlerini yerken ağızdaki tadı sıfırlamasıdır. 
SOYA SOSU: Türk mutfağında da kullanılan soya sosu, suşi çeşitlerinin olmazsa olmazı. Ancak kullanırken dikkatli olmakta fayda var. Suşinin pirinç kısmı değil, iç malzemelerin olduğu kısım sosa batırılmalıdır. Aksi halde, pirinç tüm sosu emerek dağılabilir ve aynı zamanda suşinin tadını bozabilir. Ayrıca, soya sosu, Çin ve Japon mutfağında tuz yerine kullanılan bir sostur. 

'ÇUBUK' SORUNU 
Suşi yerken Japonca'da 'hashi' denilen, özel yemek çubukları kullanılır. Kullanımı biraz zor olduğu için, bir Japon restoranına gitmeden önce pratik yapmanız gerekebilir. Çubuk; önce başparmak ve işaret parmağı arasındaki boşluğa yerleştirilir. Sonra yüzük parmağı ve küçük parmağın birleştirilmesiyle, alt bölümünden desteklenir. Diğer çubuk, üst kısımda serbest kalan işaret parmağı ve orta parmak arasına yerleştirilerek başparmağın uç tarafıyla desteklenir. Çubuk kullanımında önemli olan; üst kısımda kalan çubuğun rahatça hareket ettirilebilmesidir. Çubuklar, olabildiğince geniş açıyla tutulmalıdır. 

YANINDA NE İÇİLİR? 
Suşi yerken yanında ne içildiği konusunda herhangi bir kural yok ama farklı çay ve Japon içkilerinden birini seçebilirsiniz. En çok tercih edilenler; yaseminli çay, yeşil çay, beyaz şarap ve sake'dir. Geleneksel Japon içkisi sake'nin ana maddesi pirinçtir. 

DÖRT TEMEL ÇEŞİDİ VAR

 1- NIGIRI: El ile sıkıştırılarak hazırlanan haşlanmış pirincin üzerine deniz ürünü konularak hazırlanan suşi çeşidi. 
2- MAKI: Haşlanmış pirinç, deniz ürünleri ve ekstra malzemelerin; deniz yosununa sarılmasıyla elde edilen rulo şeklindeki suşi çeşidi. 
3- URAMAKI: Deniz yosununun iç malzeme olarak kullanıldığı, deniz ürünlerinin de pirincin üzerine konulduğu suşi çeşididir. En çok tüketilen suşidir diyebiliriz. 
4- SASHIMI: Dilimler halinde, pirinç olmadan tek başına servis edilen deniz ürünleridir. 


Kaynak: Best of İstanbul

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Temiz İçerikli Ürünlere Mer'aba (!)

Merhaba sevgili Heranyegane okuyucuları :)

 Bugün sizlere faydalı olacağını düşündüğüm bir konu ile karşınızdayım. Tüm hemcinslerimin derdi ileriki yaşlarda daha iyi görünmek değil mi? İleride bile değil her an hatta şimdi , şu an iyi görünmek!! !!!

" Bu yüzünden de en iyi yatırım cildinize yaptığınız yatırım "  diyorum ben :)

  Özellikle 40'lı yaşlarda cildimizin çok daha iyi görünmesi için şimdiden hem beslenmemize hem kullandığımız ürünlere dikkat etmemiz gerekiyor. Spora vs. hiç girmiyorum bile. Kızlar işimiz çok zor onu biliyoruz di mi? İyi veya sağlıklı olmak hiç kolay değil. Ben şahsen sadece 1 gün boyunca %100 sağlıklı beslenebiliyorum.  Da-ya-na-mı-yo-rum! Neyse bunları geçelim.

  Artık dönem içeriği temiz ürünler kullanma dönemi. Sheido, Clarins, Bobbibrown, Lacome vs. gibi kozmetik firmalarının cilt bakımı ürünlerinden uzak durma vakti. Gelelim temiz içerikli ürün dediğimiz zaman aklımıza gelen ilk sorulara..


Peki diğer markalar kadar etkililer mi? 

Temiz içe…

NİKE & ADİDAS ' ın Kıyasıya Rekabeti

Sonunda buradayım.
Özgür olmayı, sevdiğim şeylere vakit ayırmayı inanılmaz özledim.
Hem de çevremden blog sayfam ile ilgili güzel sözler duydum da geldim.
Bu durum beni çok mutlu ediyor.

Sizler için bahara uygun bir konu seçtim bugün. Geri dönüşüm muhteşem olsun dedim. (Kulaklarımda filmlerdeki kötü karakter kahkahası yankılandı.) Biraz saçmalayabilirim, çünkü vize haftasından yeni çıktım tadını çıkarıyorum. Ayrıca saçmalamayı severim.

Sizce alışveriş merkezine girdiğimde ilk hangi mağazaya uğruyorumdur? -Sephora mı?- Çok fena yanıldınız.

*Foot Locker !! *
- Acaba Nike Air Force geldi mi?
 -HAYIR!! GELMEöÖEÖDDİİÖOÖOİİ!! diyen satıcılarla muhatap oluyorum.
1 aydır derin üzüntüyle çıkıyorum o mağazadan.
Ayrıca sıcak günler için rahatsız bir ayakkabıymış, hava almıyormuş diyerek kendimi kandırdım. (ki gerçekten öyleymiş **.)

Merak edenler için görseli ;


Uzun modeli de var fakat benim tercih değiller. ( Türkçeme alkış istiyorum, bilerek düzeltmedim.)

İşte bu Nike Air Force ayakkabılar yo…

ÇAĞRI BARAN ' A

Uzun zamandır yayınlayabilmek için bir konu bulamamaktan yakınıyordum.

Aklıma bir şey geliyor boş sayfanın karşısına geçiyordum sonra bir şey oluyordu, vazgeçiyordum.

Araştırma yapmaya başlıyordum, sonra yine vazgeçiyordum.

Kısacası iyice kopmuş gitmiştim. Bu sayfaya geri dönmeyecektim.


...

Gel gelelim 25 yıllık hayatımın en büyük acısını yaşıyorum.

O artık aramızda  değil. Bunu kabullensem bile. Bir şeylerin bitmiş olmasını kabul edemiyorum.
Demek istediğim anılar,hisler.. hiç yaşanmamış gibi bitmiş olamaz...
Bunların yok olmasını kabul edemiyorum.

Uzun zamandır konuşmuyor olmamızı kaldıramıyorum.
Eksildim.
Çok özlüyorum..

Keşkelerim çok fazla.


Arkadaşım desem az kalır, yanlış olur biliyorum.
Şöyle ifade edebilirim.

"Yanındayken şımarık bir kız çocuğu olabiliyordum. Aynı sıraları paylaştık . Hocalardan benim yüzümden az mı eksiler aldı. "Çağrı konuşma" dediklerinde "ben değil Özge konuştu" hiç demedi. Birbirimizle hep uğraştık. Eşek göz derdi bana. Ben sinir…